Recent Updates RSS Toggle Comment Threads | Keyboard Shortcuts

  • ersen 11:58 pm on June 30, 2011 Permalink  

    aaahh bu yer 

    koparın beni artık bu yerden
    bu çelimsiz, bu zayıf halimden
    götürün beni artık bu yerden
    bu eğreti, be eksik halimden

     

     
  • ersen 11:58 pm on June 30, 2011 Permalink  

    ölünce 

    Birgün öldüğümde
    Aklınızda hep güzel anılarımız kalacak
    İlkin ağlayacaksınız, kalbiniz reddedecek
    Sonra, kabullenecek, hatta isteyecek beni
    Anılarım toprağa düşecek
    Bahçedeki vişne ağacına
    Gözleriniz dolacak, özleyeceksiniz
    Bir gülücük olarak kalacağım hayatınızda
    Herşeye rağmen, sevineceksiniz
    Ölümü de kucaklayacaksınız
    Elinize konan bir kelebek gibi
    Gece başınızda uçan bir sinek gibi
    Doğum gibi seveceksiniz
    Eninde sonunda
    Hepiniz öleceksiniz

     
  • canmeral 2:45 pm on April 21, 2011 Permalink  

    … alinti … 

    “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı… Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir. İkincisi kâgit ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın, demagojiyle serseme çevrilen halk, bir sandığa elindeki kâgidi atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu, oyundur, kolaydır.”

    Buranin amaci alinti yapmak, oradan buradan birseyler kopyalayip yapistirmak degildi. Fakat onceden benzerini yazmis oldugum bir yaziyi ozetleyen, hatta anlatmak isteyip dilim dondugunce soylediklerimi benden cok daha sade, acik bir dil ve carpicilikla gozler onune seren bu yukaridaki parca Melih Aşık’ın 21 Nisan Perşembe 2011 günkü yazısından alıntıdır, Aşık da söz konusu açıklamayı İsmail Hakkı Tonguç‘tan almıştır.

     
  • canmeral 5:21 pm on April 1, 2011 Permalink  

    147 2011-04-01 17:21:24 

    ‘Adalet ve Kalkınma’ son sekiz yıldır Türkiye’deki iktidar partisinin adı, ta çocukluktan gelen bir önseziyle bir organizasyonun adının o organizasyonun ektinliklerini yansıtacağını düşünürüm hep; Galatasaray Spor Klübü,  Eti Bisküvi Fabrikası, Maden Tetkik Arama Kurumu gibi… Buradan yola çıkarak bu partinin adının da icraatlerine yansayacağını varsayalım, biliyorum siyasette böyle bir zorunluluk yok ama bir varsayımla çıkalım yola. Bu partinin bir de sombolü var; ‘ampul’, neyse önemsiz. Neticede son sekiz yıldır Türkiye’de adalet ve kalkınma adına kanunlar yapan mecliste vekil sayısı en yüksek parti bu ve bu yapılan kanunları hükümet çerçevesinde yürüten de yine bu parti. Türkiyem son sekiz yıldır adilleşiyor ve kalkınıyor.

    Ülkemde bundan on yıl önce duymadığım bir de laf var bugünlerde, gelin yuvarlak hesap buna da sekiz yıl önce çıkmış diyelim. Laf ‘çakma’. Taklit, gerçek olmayan anlamına geliyor. Ünlü markaların ‘çakmaları’ yapılıyor. Çinden gelen bir ürün ‘çakma’ oluyor. Sosyetede bir sanatçı diğerini eleştirirken ‘çakma’ diye başlıyor.

    Sekiz yıldır adaletin çalmadık kapı girmedik mezra bırakmadığı ülkemde bu gelişme kendisini bazı istetisliklerle gösteriyor. Mesela kadın cinayetleri: son yedi yılda yüzde 1400′lük artış göstermiş, matemaiği zayıf olanlar için özetleyeyim, 7 yıl önce gecede bir kadın öldürülüyorsa bugün 14 kadın öldürülüyor, ve nedense insan kötü şeylerin hep gece olacağını düşünüyor. Ayrıca yedi küçüktür sekizden! yani sekiz yıllık iktidar masalı bu yedi yılı kapsıyor. Adaletin görevi cezalandırmak değil korumaktır, ve benim ülkemin 100 watt’lik adaleti yedi yıl önce başaramdığı bir kadını korumak yerine bu sene 13 tanesini daha korumasız bırakıyor. Tabi, ben hukukçu değilim, bazı şeyleri göz ardı ediyor olabilirim, ama 8 sene sonunda sokakları caddeleri adaletle ışıl ışıl aydınlanması gereken ülkemin en yüksek mahkemesinin yanı anayasa mahkemesinin başkanı da hukukçu değil, bir iktisatçı. İktisatçılar kanunların kanunu olan anayasa üzerine hükmedecek mahkemelerin başına gelebiliyorlarsa bendeniz de naçizane ortaokul, lise ve de üniversite diplomalarımın hatrina adaletle ilgili bu kısacık yazıyı kaleme alabilirim, iki söz edebilirim diye düşündüm.

    Bilemiyorum belki kadınların yaşama haklarını korumakta yetersiz kalmış, akkor haline gelmiş tungsten parlaklığındaki adaletimiz başka konularda atılımlar yapmıştır. Ayrıca insan haklarını neden tek kalemde ele alamadığımızı neden kadın hakkı erkek hakkı diye ayırdığımızı hiç anlayamaıyorum. Bugünkü yaşama ve yürütmeden sorumlu merciler benim çocukluğumun çirkin bir espirisini ciddiye almışlar gerçek zannetmişler diye düşünüyorum.

    Sekiz sene önce millet olarak ardından koştuğumuz hedeflerden birisi de Avrupa Birliğine girmekti. Birliktir, girilir, girilmez mesele o değil, ama sekiz senedir çabamız devam ediyor ve artık Avrupa Standartlarına yaklaşıyoruz, mesela yolsuzklukta rüşvette Avrupa sonuncusuyuz, yani onlarla aynı kulvarda koşmuşuz, sadece sonuncu bitirmişiz. Yolsuzluk kötü birşeydir, rüşvet toplumda olması istenmeyen bir olgudur diye sonuncu demiştim, böyle söyleyince yanlış anlaşılır diye düzeltiyorum, aslen birinciyiz! En çok rüşvet veren, bunun neticesinde en çok rüşveti de alan aynı zamanda da yolsuzlukların önüne geçemeyen Avrupada ki en birinci ülkeyiz. Elektrik tüketimini aza indiren halojen ampul parlaklığındaki adaletimizin ışığı, bu ufak köşeyi aydınlatamamış olsa gerek, tüm bu rüşvet ve yolsuzluk konusunda büyük bir sosyal adaletsizlik sergiliyoruz. Sosyal kelimesi Fransızca kökenli, Türkçesi ‘toplumsal’ ya da ‘içtimai’, neyse biz ülke olarak topluma adil davranmayı bir türlü başaramıyoruz. Bakın bu aklıma ne getiriyor: kanunların kanunu, kanun’i esası, yani anayasa, yenisi yapılacak ülkemde, bununla ilgili bilirkişiler çıkıp fikir beyan ediyorlar haliyle, bunlardan biri de TÜSİAD. Geçenlerde çıkıp yeni yapılacak anayasada ‘bireyin mutluğu önemli kılınsın’ anlamına gelen laflar söyledi. Hiç şüpheniz olmasın konuşan kişi yine konunun uzmanı: is adamı ! İktisatçılar anayasa mahkemesine başkanlık ederse, iktisadi birer unsur olan ticari girişimlerin sahipleri de anayasa uzmanı olurlar, ben ise dedim ya hukukçu değilim, ne yazıkki iktisat eğitimi de almadım, puanım tutuyordu ama tercih etmedim, yine de naçizane mühendislik yüksek lisans tezimin arkasına sığınarak şu çıkarımı yapmak istiyorum. Hukuk bilir-bilmez kişilerimiz buyuruyor, “toplumsal adaleti sağlayamaıyoruz diye üzülmeyelim, anayasayı baştan yapalım, bölelim parçalayalım birey birey mutlu edelim”…

    Florasan lamba gibi bembeyaz sayfalar da var ülkem adalet ve hukuk kitabında, özel yetkili savcılarıyla, üstün teknoloji duruşma salonlarında sürdürülen, sanıkları yüksek güvenlik önemleri altında, duvarlar arkasında tutulan birtakım davalar var, ulusal önem taşıyor, pardon cemaati önem taşıyor! Bakıyorum burada bilir-bilmez kişiler, iktisatçılar yok, en azından davalara müdahil avukat ya da müstaki olarak katılmıyorlar. Yine bakıyorum, gazetelerinden, köşelerinden ‘yargı sürecine müdahele etmeyin’, ‘hukuku yönlendirmeyin’ gibi sözler ediyorlar. Demek ki bu konunun gerçekten uzmanı olmayanlar konu hakkında tartışmalardan kaçınıyorlar. Madem öyle, ben de bu kısmı öyle ele alayım: “Yargılayın içeride tuttuğunuz tüm akademisyenleri, belki onlardır suçlusu son yedi yıldır fazladan öldürülen her onüç kadının faili. En ağır hükümlerinizi verin tutuklu gazeteciler hakkında, herhalde onlar körüklemişlerdir rüşveti ve de yolsuzluğu. Adaletin pençesinden kaçırmayın harp okulu mezunu gencecik teğmenleri, muhtemelen onlardır bunca yıldır ülkemde bireyin mutsuzluğunun sebebi…”

    Yazının başında bir de çakma lafından bahsetmiştim, şimdi doktora tezi şiddetinde açıklamamı yapıyorum: “çakma lafını bu iktidar uydurdu, kendi ‘adalet’ ve ‘kalkınma’larının anlamını pekiştirmek için!”

     
  • ersen 11:55 am on March 25, 2011 Permalink  

    ibo 

    Elçilikte bir iş halletmeye gidiyordum. sabahın körü, moralim tornistan
    Pala remziyi açtım kulağımda, ibonun o güzelliği çok da seni dövmeden, abartısız bir şekilde içini okşayan sesinden. Birden çocukluğum belirdi gözlerimin önüne. Sevdiklerim, sevenlerim, oyunlarım, kavgalarım, üzüntülerim, can arkadaşlarım.

    Sıcacık oldu içim, sevgi doldum. Kendime karşı, yanımdaki amcaya karşı, daha 1 ay önce beni depresyona sokmak için elinden geleni yapan İsveçe karşı sevgi doldum. Bir Pala Remzi tüm ruh halimi aldı kuzeyden götürdü en güneye… Güneyi getirdi en kuzeye, tam yanıbaşıma.

    İbo budur benim için, gerisi hikaye…

     
  • canmeral 2:00 am on March 6, 2011 Permalink  

    Yandaş Medya 

    Zaman.com.tr internet sitesinin haber başlığı: ‘ ‘Heron’ları yine seyretti ‘, ya TSK’nın Heron’ları demek istiyorlar ya da imla hatası yapıyorlar her halükarda başlık bu şekliyle zaman.com.tr’ye ait. Haberin içeriği ise şöyle: Kuzey Irak’tan Türkiye’ye geçen PKK’lı bir grup terörist insansız istihbarat uçakları (Heron’lar) tarafından görüntülendi ve tam 22 saat (19 Ocak’tan 20 Ocak’a kadar) takip edildi. Yine bildiğimiz hikaye, “asker PKK’yı kolluyor mu?”, “askeriye içinde terörün bitmemesini, devam etmesini isteyenler mi var?”sorularıyla Cumhuriyetin güçlü kurumlarından silahlı kuvvetlerin güvenilirliğini yoklamak. Haberin bir de videosu var, merakla tıkladığınızda açılan linkte önce vidyonun başlığı ve tanıtım bilgileri çıkıyor, başlığın tepesindeki ibare düşündürücü, “İHA-NET” İHA: İhlas Haber Ajansı; tuttuğu taraf, yakın olduğu kesim belli olan bir ‘haber’ kuruluşu, ‘net’ de bildiğimiz internetin kısa hali, sonuna ‘net’ koyunca ınternet ortamında anlamına geliyor kelime, fakat ‘iha.net’ gibi bir internet sitesi mevcut değil. Fakat videonun başlığının ‘ihanet’ diye okunması bilinçaltlarına yönelik bir uyarı gibi duruyor. “Ordumuz bize ihanet ediyor”, günün ergenekon söylemleriyle ne kadar da paralel! Ne olursa olsun düşündürücü. Ardından video başlıyor; siyah beyaz oldukça düşük çözünürlüklü, eğitimsiz gözlere çok da birşey ifade etmeyen bir video, fakat arada kırmızı renkli yazılar çıkıp bizi bilgilendiriyor, nereye bakmamız gerektiği kırmızıyla daire içine alınıyor. Tam 22 saatlik takipten, tuvalet ihtiyacını gideren terörist, ve 11 teröristin yürüyüşe başlama anında 2 kişiyi geride ‘tuzaklama’ yapmak için bırakma anları gösteriliyor. Videonun kurgusuna bakarak şu şekilde düşünüyor insan: sınırın dışında kamp kurmuşlar, ardından da sınıra doğru ilerlemiş ve sınırı geçince dağılmışlar, zaten aralarda çıkan bilgilendirici metinlerde bu kurguyu destekliyor. Gerçekten de teknolojinin geldiği nokta etkileyici, övgüler yağdırmayacağım.

    Uçaktan çekilen görüntülerin sağ üst tarafında, büyük ihtimalle uçağa ait, koordinatlar yer alıyor, ekrandaki ‘N’ harfi de kuzeyi gösteriyor. Dedim ya teknoloji çok ilerledi, hemen zaman’ın haberini okuduğum, videoyu izlediğim sayfanın yanına, yeni bir sayfada ‘google maps’ açıyorum, meşhur internet arama motoru google’ın uydu görüntülerinden birleştirerek oluşturduğu dünya haritaları, uydu görüntüleri, yükselti bilgisi içeren topoğrafya haritaları var burada. Uçağın koordinatlarını giriyorum ve google beni görüntülerin çekildiği yere götürüyor. Yerleşim yeri olmadığından oldukça düşük çözünürlüklü uydu görüntüleri kullanılmış, coğrafyayı tam kavrayabilmek için yükseltileri gösteren topoğrafya haritasına birkaç kez gidip gelmem gerekiyor. 19 Ocak görüntüleri, yani kamp kuran ve tuvalete giden teröristin olduğu yer gerçekten de sınırımızın hemen yani. Fakat ertesi gün yanı 20 Ocak günkü görüntüler, sınırın 10 km dışında, batıya doğru bir yerde çekilmiş. Evet ilk görüntülerde sınıra yakın bir hareket var, ikincide ise 10 km açıktan Türk sınırına, yani doğuya doğru ilerleyen 11 kişilik bir grup var. Açıkçası olayların akışı pek de Zaman internet sitesinin videoda kurguladığı gibi değil. Yani hemen sınırın dışında kamp kuran bu terörist grup ardından sınırı geçmiyorlar. Zaman internet sitesinin olayları işine geldiği gibi kurgulayıp sonra da ‘ihanet’ başlığıyla yayınlaması başka amaçlara hizmet ediyor gibi.

    Yazıma gerekli gördüğüm şu açıklamayla son vermek istiyorum: Herhangi bir şekilde terör eylemlerinin avukatlığını yapmayı amaçlamıyorum. Güneydoğuyu ve yurdun geri kalanını yıllardır sarsan terörün bir an önce bitmesini, bu ülkenin her vatandaşı gibi ben de canı gönülden istiyorum, ama terör konusunda silahlı kuvvetler aleyhtarı, halkı askerden aksi cepheye çekmek için hazırlanmış izlenimi veren bu haberleri de son derece yanlış buluyorum. Zaman internet sitesi kendi gibi düşünen, kendi çıkarlarına hizmet edecek kitleleri beslemek için bu haberleri yayımlıyor olabilir, peki ya o insanlar ‘aptal’ yerine konmaktan vazgeçtiklerinde ne olacak? Bugün yaptığı taraflı gazeteciliğin ve haberciliğin hesabını o gün ne şekilde verecek Zaman gazetesi ve internet sitesi?

     

     
  • canmeral 2:43 am on March 1, 2011 Permalink  

    Türkiye’de Gazetecilik ve Özgürlükler 

    Yazılı olan herşeye güven duymak anlayışı sanırım bizim neslimizin bir özelliği. Ne demek istediğimi açayım; “bundan sonra şöyle olacakmış” deyip ardından bir de “gazetede okudum” diye eklediğinizde söylediğiniz şeyin, verdiğiniz haberin gerçekliğini artık kimse tartışmıyor, çünkü bu o işin okuluna gitmiş, gecesini gündüzüne katmış, gazeteciliği meslek edinmiş, yüzlerce hatta binlerce kişinin işi, bu bir meslek. Ve nasıl ameliyatı doktorun, uçağı da mühendisin yapması gerekiyorsa, haber de gazetecinin işi. Haber kaynağının güvenilirliği, haberin doğruluğu, kişiler ve toplum üzerinde yapacağı etki gazetecinin sorumluluğunda. Nasıl koltuğuna oturduğumuz dişçinin ağzımızdan girip beynimizden çıkmayacağına güveniyorsak, gazeteyi açtığımızda da okuduğumuz şeylerin yalan, yanlış veya uydurma olmadığına da güven duymak istiyoruz. Özellikle, belki de sonuncusu biz olan kuşaklar için bu böyle, fakat yeni nesiller çok sayıda gazetenin pazarda birbiriyle rekabet ettiği ve bunun yanısıra sayısız internet haber kaynağının olduğu dönemlerde yetiştiklerinden, belki gazetecilere daha az güvenmeyi ve de onları daha az ciddiye almayı öğreniyor olabilirler, bu ise hem iyi hem kötü. İyi çünkü herkesin aklına geleni haber yapabileceğinin  farkında olan kişi gerçeklere karşı daha temkinli yaklaşacaktır. Kötü çünkü gazeteye, gazeteciye saygısını yitirmiş bir toplum yaratacağından sosyal karakteri zayıflatacaktır, sanırım bu başka bir inceleme konusu olabilir.

    Mesele gazetecinin haberinin haber kaynağının güvenilirliğini tespitiyle de bitmiyor tabi, bir de yapılan haberin toplumda, toplumun belirli kesimlerinde, nasıl etkiler uyandıracağının da öngörüsünü yapıp haberi buna göre hazırlamak da, yayınlayıp yayınlamama kararı almak da gazetecinin sorumluluğunda. İşte mesleğin en büyük bir çelişkisi burada başlıyor: ticari bir ürün olan ve gazeteler piyasasında ayakta durmaya çalışan bir yayın organının da maddi kaygılar gütmesini sözkonusu. Peki bu noktada gazetecinin yaptığı haberin, işverenin ekonomik yatırımlarını zora sokmama kararını kim verecek? Patron sansürünün çizgisi hangi noktada, kim tarafından çizilecek? Özgürce haber yapması gereken gazeteciyi iş kaybı korkusundan kimin koruyacak? Şüphesiz bunun tam tersi de geçerli, gazete sahibinin mali yatırımlarını desteklemek doğrultusunda haber veya haber yorumu yapmayı kim engelleyecek?

    Gerçeklerin aktarılması işi olarak tanımlanabilecek gazetecilik mesleğinin tüm bu ekonomik çelişkiler içerisinde siyasetten uzak kalması da tabii ki beklenemez, zaten siyasi ve ekonomik oluşumlar birbirinden bağımsız incelenemeyecek şekilde içiçedir. Tam da bu noktada iş, gerçeklerin aktarılmasından çok gerçeklerin bu siyasi-ekonomik çıkarlar doğrultusunda  manipüle edilmesine dönüyor, gazetecilik ise iktidar şakşakçılgına ya da muhalefet üzerine bir cadı avına. Bunlara rağmen ahlaklı ve sosyal sorumluluğunun bilincinde gazetecilik yapmaya çalışan küçük bir kesim ise aşağılanıyor, itham ediliyor ve hatta mahkum ediliyor. Bu gelişmeler ışığında Türkiye için özlemini kurduğumuz özgür demokrasi henüz çok uzaklarda görünüyor, bu demokrasiye giden yolda gözümüz kulağımız olması gereken özgür basın ise ya özgürlüğü şuursuz bir liberalizm olarak algılıyor ya da demokrasinin gerektirdiği olgunluğa erişememiş ve demokratik bir diktatörlük için sevinç nidaları atıyor.

     
  • ersen 1:41 pm on February 26, 2011 Permalink  

    Kürtçe dilde eğitim meselesi 

    Endonezya 210 milyonluk, coğunluğu müslüman olan bir ülke. 300 etnik grup bir arada yaşıyor…84 milyon civarında insan, yani yüzde 40, Javanese denen ayrı bir dil konuşuyorlar.  Bunun yanında, eğitim dili ve resmi dil ise endonezyaca imiş. Sanıyorum bu diller, türkçe ve kürtçenin birbirine yakın olduğundan daha yakın, ama gene de iyi bir örnek gibi duruyor..

    Türkiyenin, kürt vatandaşlarımızın da isteklerini samimiyetle dinlemesi gerekiyor, neye ihtiyaç duyuyorlarsa sağlanması gerekiyor. Yeri geldiğinde de senelerdir yaşanan acıların dile getirilmesine, özür dileriz diyebilmek gerekiyor. Ama, bu anadilde eğitim meselesinde, politik ve demogojik söylemlerin dışında somut çözüm önerilerinin tartışılması daha faydalı olmaz mı ? Nasıl bir Kürtçe eğitim isteniyor veya öneriliyor ? O kadar insanı dinlememe rağmen o kısmı halen daha anlamadım. Diğer ülkelerden verilen örnekler de gerçekleri yansıtmayabiliyor. İsveçte yaşayan birisi olarak, burada insanların anadilde eğitim diye bir seçeneğe sıcak bakmadığını biliyorum. Ama burada göç diye dev gibi bir sorun var. Ve bu sorun, Kürt sorunuyla aynı çerçevede değerlendirilemez. Ama gene de, rahat bir şekilde, İsveç te de zaten bu böyle yapılıyor diye örnek verilmesi de yanlış. Keşke birkaç tane araştırmacı çıksa da, dünyadaki her ülkedeki etnik farklılıkları ve eğitim dillerini araştırsa da, daha sağlıklı temelde tartışabilsek. 50 tane ülkenin 20-30 sene deneyip de sonra vazgeçtiği sistemi denemeye çalışmak, tekerleği yeniden keşfetmekten başka birşey olmaz.

    Bir başka merakım da şu: kimse neden ilkokula gelene kadar türkçeyi hiç bilmeyen çocukların neden Türkçe bilmediğini sorgulamıyor ? Bir aile, çocuğuna yaşadığı ülkenin resmi dilini öğretmemeli midir ?

    Bunun yanında, insanlar biz bunu istiyoruz diye bas bas bağırırken, kardeşim geçin bunları demek de, senelerdir gördük ki, olayları çözmüyor. Herkes açık olmalı, samimi ve kardeşlik temelinde düşünmeli. E kardeşiniz bir derdim var diyorsa, derdi vardır öyle değil mi ? Kürt olsun, türk olsun, çerkez olsun, laz olsun, sorun var diyeni samimiyetle dinlemek gerekir. Sorunun da, duygularla değil, akıl yoluyla, güzel sistematize edilmiş bir şekilde sunulması gerekir.

    Barış için, güzellik için ha gayret türkiye :)

     
c
compose new post
j
next post/next comment
k
previous post/previous comment
r
reply
e
edit
o
show/hide comments
t
go to top
l
go to login
h
show/hide help
shift + esc
cancel